ataturk
BÜRO-İŞ

ADALET BAKANLIĞI'NIN FAZLA MESAİ ÖDEMELERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞÜ NE ANLAMA GELİYOR?

ADALET BAKANLIĞI'NIN FAZLA MESAİ ÖDEMELERİNE İLİŞKİN GÖRÜŞÜ NE ANLAMA GELİYOR?

Bakanlığın 99343242/869-07/586/997 sayı ve 18/03/2013 tarihli yazısında;

“3717 sayılı Kanunun 2/A maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Yüksek Seçim Kurulu ile Adalet Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı (ceza ve infaz kurumları hariç) ile Türkiye Adalet Akademisi kadrolarında, sözleşmeli personel dahil, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tâbi olarak çalışan personele ödenmek olan fazla çalışma ücretinin 31.12.2012 tarihi itibariyle son bulduğu, 2013 yılı itibariyle ödenmesinin mümkün olmadığı, tekrar ödenmeye başlanılmasının ise iki şekilde mümkün olabileceği, birincinin Anayasa Mahkemesinin 666 sayılı KHK’ya ilişkin iptal kararı sonrasında, 3717 sayılı Kanun uyarınca fazla çalışma ücretinin ödenmesine dair yasama organınca yeni bir yasal düzenleme yapılması, ikincisinin ise 666 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’ya eklenen Ek 13’üncü maddenin işletilmesi amacıyla Personel Genel Müdürlüğü tarafından yazılan yazı sonrasında Maliye Bakanlığı’nın teklifi ve çıkarılacak Bakanlar Kurulu Kararına istinaden fazla çalışma ücretinin ödenmesi şeklinde olacağı değerlendirilmektedir.”

şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir. (Bakanlık görüşünün tam metni için tıklayınız.)

Buna göre Bakanlık görüşü şu noktaları öne çıkarmaktadır:

1. Fazla çalışma ücreti 31.12.2012 tarihi itibariyle son bulmuş olup; 2013 yılı itibariyle ödenmesi mümkün değildir.

2. Fazla çalışma ücretinin tekrar ödenmeye başlanması iki şekilde mümkündür:

a. Anayasa Mahkemesinin 666 sayılı KHK’ya ilişkin iptal kararı sonrasında, 3717 sayılı Kanun uyarınca fazla çalışma ücretinin ödenmesine dair yasama organınca yeni bir yasal düzenleme yapılması halinde fazla mesai ücretinin yeniden ödenmesi mümkün olabilecektir.

b. 666 sayılı KHK ile 375 sayılı KHK’ya eklenen Ek 13’üncü maddenin işletilmesi amacıyla Personel Genel Müdürlüğü tarafından yazılan yazı sonrasında Maliye Bakanlığı’nın teklifi ve çıkarılacak Bakanlar Kurulu Kararına istinaden fazla çalışma ücretinin ödenmesi mümkün olabilecektir.

Bakanlığın görüşü Maliye Bakanlığı’nın 03.01.2013 tarih ve 115913 sayılı Mali ve Sosyal Haklar konulu Genelgesinin bir anlamda tekrarından ibarettir. Adalet Bakanlığı’nın görüşünün sözkonusu genelge kapsamını aşan bir görüş olmadığı ve meydana gelen mağduriyet karşısında personelin mevzuatımız ve yerleşik yargı kararları çerçevesinde öngörülen fazla mesai ücretlerini almaya devam etmeleri noktasında yeni bir durum yaratmadığı görülmektedir.

11.10.2011 tarih ve 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 1. maddesi ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ek 12. madde eklenmiş; maddenin ikinci fıkrası ile fazla çalışma ücretinin 31.12.2011 tarihine değin devam edeceği öngörülmüş; anılan KHK’nın Geçici 15. Maddesi ile fazla mesai ödemelerine ilişkin hükümlerin uygulanmasına 31.12.2012 tarihine kadar devam olunacağı düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 31.12.2012 tarihli kararı ile 666 sayılı KHK’nın geçici 15. maddesinin 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline; kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.

İptal edilen düzenleme;

“GEÇİCİ MADDE 15- a) Ek 12 nci maddenin ikinci fıkrasıyla 31/12/2011 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan; 633 sayılı Kanunun 13 üncü maddesinin son fıkrası, 6831 sayılı Kanunun 71 inci maddesinin son fıkrası, 213 sayılı Kanunun ek 13 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b), (c) ve (d) bentleri, 3402 sayılı Kanunun geçici 9 uncu maddesi, 3717 sayılı Kanunun 2/A maddesi, 3843 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 4904 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin yedinci fıkrası, 5003 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 5490 sayılı Kanunun 66 ncı maddesi, 5502 sayılı Kanunun 28 inci maddesinin beşinci fıkrası ve 6085 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan hükümlerin uygulanmasına31/12/2012 tarihine kadar devam olunur. Bu süre içinde 6831 sayılı Kanunun 71 inci maddesine göre Orman Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı personeli için öngörülen fazla çalışma ücretinin yarısı ödenir. Ek 10 uncu madde kapsamında ödeme yapılanlara bu ödemeler yapılmaz.

b) Ek 12 nci maddenin ikinci fıkrasıyla 31/12/2011 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan 5952 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile 6114 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde yer alan hükümlerin, ek 12 nci maddenin ikinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihte anılan hükümler uyarınca yapılan ödemelerden yararlanan personel bakımından uygulanmasına 31/12/2014 tarihine kadar devam olunur.”

Şeklindedir.

Maliye Bakanlığı’nın 03.01.2013 tarih ve B.07.0.BMK.0.22.115913 sayı ve Mali ve Sosyal Haklar konulu Genelgesinin 7. maddesi “375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 12 nci maddesinin ikinci fıkrasıyla 31/12/2011 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılan ancak anılan Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 15 inci maddesi uyarınca 31/12/2012 tarihine kadar devam olunması öngörülen fazla çalışma ücreti ödemeleri anılan tarihte sona erdiğinden, 1/1/2013 tarihinden itibaren bu kapsamda ödeme yapılmasına imkan bulunmamaktadır.” şeklinde olup; Genelgenin 8. maddesi ise “Anayasa Mahkemesi tarafından, internet sayfasının “Gündem” başlıklı bölümünde “27 Aralık 2012 Perşembe Saat 09.30’da Yapılan Mahkeme Toplantısında Görüşülen Dosyalar ve Sonuçları-2″ başlığıyla yapılan duyuruda, 11/10/2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin bazı maddelerinin iptaline ve bu iptal kararlarının bazılarının iptal hükmünün Kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak dokuz ay soma yürürlüğe girmesine karar verilmiş olduğu açıklanmıştır. Söz konusu Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 12 nci maddesindeki iptale karar verilen düzenlemelerin yürürlükten kalkmış olması ve diğer iptal kararlarına ilişkin olarak Kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından itibaren dokuz aylık bir süre verilmesi nedeniyle, Anayasanın 153 üncü maddesi ve 6216 sayılı Kanunun 66 ncı maddesinde yer alan hükümler muvacehesinde, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptale konu olan hükümlerine ilişkin uygulamalara devam edilecek, mevcut uygulamaya ilişkin herhangi bir değişikliğe gidilmeyecektir.” şeklindedir.

Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu; 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevlerinin Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 14. maddesinde Anayasa hükümlerinden hiçbirinin devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı; 18. maddesinde hiç kimsenin zorla çalıştırılamayacağı; 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin; çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı; 125. maddesinde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu; 153. maddesinde Anayasa Mahkemesinin kararlarının kesin olduğu, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümlerinin, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkacağı, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi’nin iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabileceği, bu tarihin kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemeyeceği, iptal kararının yürürlüğe girişinin ertelendiği durumlarda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iptal kararının ortaya çıkardığı hukukî boşluğu dolduracak kanun tasarı veya teklifini öncelikle görüşüp karara bağlayacağı, iptal kararlarının geriye yürümeyeceğini ve Anayasa Mahkemesi kararlarının Resmî Gazetede hemen yayımlanacağını ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı düzenlenmiştir.

375 sayılı KHK’nın Ek 12. maddesinin ikinci fıkrası ile 31.12.2011 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılan fazla çalışma ücreti ödemelerine aynı KHK’nın Geçici 15. maddesi gereğince 31.12.2012 tarihine değin devam olunması öngörülmüştür.

Anayasa Mahkemesi’nin kararı çerçevesinde 666 sayılı KHK’nın 1. maddesi ile 375 sayılı KHK’ya eklenen Ek 12. maddesinin 2. fıkrası 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından iptaline karar verilmiştir. Bu durumda fazla çalışma ücreti ödemelerinin 31.11.2011 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılmasına ilişkin düzenleme iptal olunmuştur.

Yine Anayasa Mahkemesi kararı çerçevesinde fazla çalışma ücreti ödemelerine 31.12.2012 tarihine değin devam olunmasına ilişkin KHK’nın Geçici 15. maddesi de 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında olmadığından Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

Bu durumda sözkonusu Genelge hükümlerinin yasal dayanaktan yoksun kaldığı açık olup; 31.12.2011 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırılan ancak Geçici 15. madde çerçevesinde 31.12.2012 tarihine kadar devam olunması öngörülen fazla mesai ücretlerinin ödenmesi gerekmektedir.

Genelgenin 7. ve 8. maddeleri Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile yasal dayanaktan yoksun kalmış; ancak Anayasa Mahkemesi, iptal kararının yürürlüğü için yayımından itibaren 9 ay sonrasını işaret etmiştir. Bu durumda idarenin Anayasaya aykırılığı Yüksek Mahkemece tespit edilen hüküm çerçevesinde düzenleyici işlem tesis edip edemeyeceği sorunsalı ortaya çıkmaktadır.

Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararlarının yürürlüğe girmesi ile ilgili esaslar, Anayasa’nın 153. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Buna göre; “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.” Anılan madde hükmünden iptal kararının yürürlüğü için dikkate alınması gereken tarihin, iptal kararlarının Resmi Gazete’de yayımı tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

Aynı madde hükmü çerçevesinde Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama organına düzenleme yapabilmesi için süre vermek ve iptal hükmüyle bir kanun boşluğuna sebebiyet verilmemesi amacıyla Resmi Gazete’de yayımından itibaren 1 yılı aşmamak kaydıyla yürürlüğe sonraki bir tarihte girmesine karar verilebilmektedir. Bu durumda Anayasaya aykırı bir yasa ya da kanun hükmünde kararname hükmünün uygulanmaya devam edip etmeyeceği yolunda bir hukuki sorun karşımıza çıkmaktadır.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.06.2008 tarih ve 2007/2326 E, 2008/1714 K sayılı kararında “Anayasa Mahkemesi’nce bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiği bilinmesine rağmen, görülmekte olan davaların, Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesinin, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceğini kabul etmek gerekir.”hükmüne yer verilmiştir. Anılan doğrultudaki istikrar kazanmış Danıştay kararlarından da açıkça görüldüğü üzere bu noktada ağırlıklı olarak benimsenen yaklaşım; iptal kararının yürürlüğünün ertelendiği durumlarda, iptal hükmünün henüz yürürlüğe girmediği gerekçesine istinaden işlem tesis edilmesinin hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkesine aykırılık teşkil ettiği yolundadır. Doktrinde de baskın olan bu yaklaşım; kaynağını ve doğal olarak dayanağını Anayasanın 125. maddesinde bulmaktadır. Buna göre; yargı mercilerinin Anayasanın 125. maddesi karşısında idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyecekleri aşikâr olduğuna göre; Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen kanun ya da kanun hükmünde kararname hükümlerinin yürürlüğünün yine Anayasa Mahkemesince yeni bir düzenleme için imkân sağlanması ve hukuki bir boşluk yaratmamak adına ertelenmesi halinde de uygulanma olanağı bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen hükümlerin Anayasaya aykırılığı yürürlük tarihinden itibaren saptanmış olmakta ancak geriye yürümezlik ilkesi nedeniyle etki ve sonuçlarını geleceğe yönelik olarak doğurmaktadır. Bu durumda da geriye yürümezlik ilkesinin mutlak biçimde uygulanmak yerine her somut olay karşısında hukuk devleti ilkesi, kazanılmış haklar ve hukuki güvenlik ilkesi çerçevesinde değerlendirilmek suretiyle uygulanması gündeme gelmektedir ve yargı mercilerince de bu yönde değerlendirme yapılmak suretiyle hüküm tesisi yoluna gidilmektedir. Bu yaklaşım Anayasanın 153. Maddesinin gerekçesine de uygun düşen yaklaşımdır. Nitekim Danıştay kararları da geriye yürümezliğin kazanılmış hakların saklı tutulması, hukuki kararlılığın ve kamu düzeninin korunması amacıyla getirildiği ve mutlak olmadığını ortaya koymaktadır.

Bu durumda Anayasa Mahkemesince iptal olunan ancak yürürlüğü ertelenen hükümler yönünden iptal olunan düzenlemelerin uygulanmasına devam olunamayacağı ve yürürlük tarihine kadar da anılan düzenlemelere istinaden işlem tesis edilemeyeceği ortadadır. Bu işlemler yönünden Anayasa Mahkemesi kararı ile Anayasaya aykırılığı saptanan ve iptal edilen düzenlemeler gerekçe gösterilmek suretiyle talebin reddi yönünde işlem tesis edilemeyecek ve yasal dayanaktan yoksun hale gelen düzenlemeler yönünden de idari yargı mercilerince hüküm kurulması yoluna gidilebilecektir. Aynı şekilde anılan yasal dayanaktan yoksun idari işlem nedeniyle hakları haleldar olanların mahrum kaldıkları hakların iadesi talep edilebilecektir.

Muğla 2. İdare Mahkemesi yeni tarihli bir kararında Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının uygulanması için Resmi Gazete’de yayımlanmasının beklenmesine gerek olmadığına, Anayasa’ya aykırılığı tespit edilen KHK maddelerinin uygulanmasına devam edilmesinin Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı olduğuna karar vermiştir. Mahkemenin kararında “Anayasa Mahkemesi’nin 18.07.2012 gün ve 2011/113 Esas sayılı dosyasında verilen karar ile ‘6223 Sayılı Yetki Kanununun kapsamında olmadığından Anayasaya aykırı oldukları’ gerekçesiyle iptaline karar verildiğinin görülmesi ve öte yandan Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış hükümler dikkate alınarak çözümlenmelerinin Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti  ilkesine aykırı olduğu gibi, görülmekte olan davanın Anayasaya aykırılığı belirlenerek iptal edilen kurallara göre çözümlenmesine de olanak bulunmaması karşısında, dava konusu düzenlemenin yasal dayanağının ortadan kalkması nedeniyle hukuka ve mevzuata aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” ifadelerine yer verilmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 2009/901 E, 2010/903 K ve 29.04.2010 tarihli kararında ise zararların tazminini de içeren bir kapsamda hüküm kurulması yoluna gidilmiştir. Kararda“Anayasa’nın 153. maddesinin 3 fıkrasında” kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir”. 5. fıkrasında ise; “İptal kararları geriye yürümez.” kuralı yer almakta ise de; iptal edilen kanun hükmü nedeniyle hakları haleldar olanlar açısından geriye yürümezlikten bahsedilmesi hukuk Devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı gibi; Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya KHK’nin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olmasına rağmen, görülmekte olan uyuşmazlığın Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre çözümlenmesinin de hukuk Devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı açıktır.” hükmüne yer verilmiştir.

Yine Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 2009/549 E ve 09.07.2009 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının bir yıl sonra yürürlüğe girecek olmasının dava konusu yönetmelik maddelerinin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmadığı saptamasına yer verilmiş; iptal kararının yürürlüğe girmediği dönemde iptaline karar verilen hükmün uygulanmasına ilişkin olarak bu durumun Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması mahiyetindeki bir sonucun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır. Kararla, Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğü ileri bir tarihi tarihe bırakılmış olsa bile iptal edilen hükme hayatiyet verilemeyeceği ve uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna vurgulanmış olmaktadır. Kararda“Anayasa’nın 153.maddesinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasa’nın 152.maddesinde düzenlenmiş olan “Anayasa’ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” ( itiraz ) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasa’nın, itiraz yoluna başvurulan kanun ya da KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.” yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. (…) Bu hukuksal durumun doğal sonucu olarak, bir kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin uygulanması nedeniyle dava açmak durumunda kalan ve Anayasanın 153. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasını isteme hakkına sahip olan kişilerin de, olayımızda olduğu gibi, hak veya menfaatlerini ihlal eden kuralın iptal davası veya itiraz yoluyla daha önce yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması halinde iptal hükmünün hukuki sonuçlarından yararlanmaları gerekeceği açıktır. Aksi halde Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının uygulama tarihinin yukarıda belirtilen amaçla ayrıca belirlenmesi halinde iptal edilen yasa kuralının uygulanmasının sürdürülmesi nedeniyle bu uygulamaya karşı dava yoluna başvuracakların iptal kararının hukuki sonuçlarından yararlanamayacaklarının kabulü; bir yandan dava yoluna başvuran herkes için Anayasa ile tanınmış olan itiraz hakkının bunlar için fiilen işlemez hale getirilerek ortadan kalkması ve iptal kararının uygulanamaması, öte yandan Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir. (…) Kaldı ki, bir düzenleyici işlemin dayanağı yasa kuralının, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi halinde, bu düzenleyici işlem bir idari davaya konu edilmemiş olsa bile, iptal kararından etkileneceği öğretide kabul edilmektedir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle Anayasa Mahkemesinin iptal kararı karşısında iptal kararına istinaden çıkarılan dava konusu düzenleyici işlemin yasal dayanaktan yoksun kaldığı gerekçesi ile iptaline karar verilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir.

Danıştay 5. Dairesi’nin 1992/1219 E, 1992/3872 K ve 23.12.1992 tarihli kararında da Anayasa Mahkemesince iptal edilen Kanun Hükmünde Kararname hükmüne dayanan düzenleyici işlemin hukuki dayanaktan yoksun kaldığı saptamasına yer verilmiş; iptal kararının henüz Resmi Gazete’de yayınlanmamış olmasının yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralların uygulanmasını ve uyuşmazlıkların bu kurallara göre çözümlenmesini gerektirmeyeceğine hükmetmiştir. Daire, kararında “…Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması, yasama organına iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yöneliktir. İptal kararının yürürlüğe gireceği tarihin ileriye dönük olarak ertelenmiş olması, yargı yerlerinin çözümlemekte oldukları uyuşmazlıklarda Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen yasa kurallarını uygulaması sonucuna yol açmaz. Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde, eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, hukukun üstünlüğü ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez.” hükmüne yer vermiş; “Her ne kadar Anayasanın 153.madde sinin 3.fıkrası “Kanun, Kanun Hükmünde Kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar, gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.”; 5. fıkrası ise; “İptal kararları geriye yürümez.” kuralını taşımakta ise de Anayasa Mahkemesince bir kanunun veya KHK’nın tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde eldeki davaların Anayasaya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasanın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülemez. Bir başka anlatımla, Anayasa Mahkemesinin, iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi ileriye dönük olarak ertelemiş bulunması öncelikle yasama organına aynı konuda, iptal kararının gerekçesine uygun olarak yeni bir düzenleme için olanak tanımak ve ortada hukuki bir boşluk yaratmamak amacına yönelik olup yargı mercilerinin bakmakta oldukları uyuşmazlıklarda hukuka ve Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş kuralları uygulaması ve uyuşmazlıkları bu kurallara göre çözümlemesi sonucunu doğurmaz. Öte yandan, Anayasanın 153.madde sinde yer alan ve iptal kararlarının geriye yürümezliğine ilişkin bulunan kural, iptal edilen hükümlere göre kazanılmış olan hakların ortadan kaldırılmasına veya toplum huzurunun bozulmasına yol açacak sonuçları önlemek amacıyla kabul edilmiş olup bu kuralın mutlak anlamda anlaşılıp uygulanamayacağı; özellikle bir davaya bakmakta olan mahkeme tarafından itiraz yoluyla Anayasa Mahkeme sine götürülen konularda uygulanmasının mümkün olmadığı, aksi halde Anayasanın 152. maddesinde düzenlenmiş olan “Anayasa’ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” (itiraz) yolunun hukuk ve uygulama yönünden sonuçsuz kalacağı hem öğretide hem de yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Nitekim Anayasanın, itiraz yoluna başvurulan kanun ya da KHK ile ilgili Anayasa Mahkemesi kararının beş ay içinde gelmemesi halinde mahkemenin davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandıracağına işaret edilen 152.madde sinin 3.fıkrasında yer alan “Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkeme buna uymak zorundadır.” yolundaki kural da Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararlarının, bu karardan önce açılmış bulunan ve bakılmakta olan davalarda uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.”ifadelerine yer vererek Anayasa Mahkemesinin iptal kararı karşısında dava konusu düzenleyici işlemin hukuki dayanaktan yoksun kaldığı gerekçesi ile iptal edilmesi gerektiği doğrultusunda karar vermiştir.

Sendikamız görüşü; yukarıda anılan tüm mevzuat hükümleri ve yerleşik yargı kararları çerçevesinde fazla mesai ücretlerinin ödenmesi gerektiği yönündedir. Saygı ile sunarız.

BÜRO-İŞ SENDİKASI

Sosyal Medyada Paylaş :
ETİKETLER:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.