ataturk
BÜRO-İŞ

“Cumhuriyete ve Atatürk’e, demokrasiye inandığımız için buradayız”

“Cumhuriyete ve Atatürk’e, demokrasiye inandığımız için buradayız”

Genel Başkanımız Haydar Şahindokuyucu’nun Birleşik Kamu-İş Konfederasyonumuzun Genel Kurulunda yapmış olduğu konuşmanın tam metni: “Memleket için gerçek felaket odur ki; her türlü hak tanımazlık, hukuk tanımazlık, güçlü olanın kendi adaletini dayatmasının adeta sıradanlaşarak, adeta normalleşerek bir zaman sonra yerleşik bir anlayış haline gelmesidir.”

Konfederasyonumuzun Üçüncü Olağan Genel Kurulu’nda sizlerle birlikte burada bulunmaktan son derece mutluyum. Hepinize, değerli emekçi arkadaşlarıma, tüm misafirlerimize, bu büyük mücadeleye birlikte omuz veren herkese saygı ve sevgilerimi sunuyorum.

Değerli Arkadaşlar;

Ülkemizin son derece büyük sorunlarla karşı karşıya bulunduğu bu günlerde, siz değerli çalışma arkadaşlarımız ve bizler bugünlerin henüz şafağında; biz kamu emekçilerini, ülkemizi ve milletimizi, emek ve alınteri mücadelesini bekleyen karanlığı gücümüzün yettiğince, dilimizin döndüğünce, hançerelerimiz yırtılırcasına her zeminde açıklıkla ifade ettik ve yaklaşan tehlike için bu necip milletin aydınlık bireyleri; Cumhuriyete ve demokrasiye gönülden bağlı Mustafa Kemal Atatürk’ün evlatları olarak, en büyük sorumluluğumuz olan Cumhuriyete, Atatürk’e ve demokrasiye, milletimize ve emeğimize sahip çıkma görevini onur ve vakar içinde, sarsılmaz bir inanç ve azimle, sağlam bir duruş içinde yerine getirmeye her türlü kişisel istikbal beklentisinden uzak şekilde gayret ettik. Bugün, burada, birlikte bu onurlu yürüyüşe birlikte çıktığımız; yağmura, kara, çamura, soğuğa rağmen tek vücut olarak birlikte yol kat ettiğimiz, halktan korkan hak düşmanlarının copuna ve gazına birlikte göğüs gerdiğimiz pek çok arkadaşımızı, hala ilk günkü adanmışlık, ilk günkü azim ve kararlılık içinde görmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Bu vesile ile tüm emekçi yol arkadaşlarımızı, yitirdiğimiz değerli dostlarımızı; geçmişten bugüne, emek mücadelesi uğruna, alınterinin onuru adına, ülke için millet için yaşamını hiçe sayanları, bağımsızlık ve özgürlük için, demokrasi ve Cumhuriyet için gözünü kırpmadan canını kanını feda eden, hakça, eşitlik içinde aydınlık bir Türkiye umudu yolunda yaşamını yitiren tüm aydınlık insanlarımızı sevgiyle, saygıyla, rahmetle anıyorum.

Değerli Arkadaşlar;

Son günlerde, giderek artan bir şiddetle, tıpkı geçmişte olduğu gibi Mustafa Kemal’e, onun en büyük eserim dediği Cumhuriyet’e ve kazanımlarına, birlik ve beraberliğimize, üniter devlet yapımıza, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin laik, sosyal hukuk devleti niteliğine saldırılar artmış; kıtalar ötesinin ıslak hayallerinin emrine amade yerel işbirlikçiler eli ile azimle, kanla, canla, fedakârlıklarla kurulan ülkemizin ve birlik ve beraberlikle aşılamayacak hiçbir engel olmadığını eşsiz tarihi ile defalarca kez kanıtlamış milletimizin temelleri sarsılmaya çalışılmaktadır. Üzülerek söylemek isterim ki birlik ve beraberliğimize kastedenler, giderek daha güçlü, daha kalabalık, daha pervasız şekilde bu güzel memleketin güzel insanlarını siyasal, sosyal, inançsal ve sınıfsal olarak kutuplaştırmakta, kamplara bölmekte ve apaçıktır ki birbirlerine düşman etmekte bir hayli mesafe kat etmektedirler.

Ekonomik ve sosyal dışa bağımlılık aradan geçen yıllar içinde bağımsızlığımızı tartışılır hale getirmiş; bağımsız, tek başına yeten, halkı üretime teşvik eden anlayış terk edilerek bağımlı ve sadece tüketen bir ülke olmamıza neden olmuş; tarım ve hayvancılık adeta yok edilerek yine dışa bağımlı hale getirilmiş, sanayi ve teknoloji yatırımları durma noktasına gelmiş; borsanın ve bankaların çoğunluğunun, tüm stratejik kurumların, alın teriyle bu ülke insanının elleri ile kurduğu yüzlerce kamu varlığının yok pahasına yabancı sermaye sahiplerinin eline geçmesine seyirci kalınarak siyasi, sosyal ve ekonomik bağımlılık aynı zamanda dış politikada teslimiyetçiliğe ve sonuna kadar bağımlı bir devlet yönetimine dönüşmüştür.

Görülen odur ki bugün ülkeyi yönettikleri sanrısına kapılanlar; dış politikadaki güdümlü yaklaşımlarına devam ettikleri müddetçe iç politikada ve ekonomiden sosyal hayata, eğitimden sağlığa, sanattan spora, kısacası yaşamın her anında ve her yerinde kendilerince restorasyon, ülkesinin ve milletinin bekasını her şeyden üstün tutan bizler için ise dönüştürme çabalarında herhangi bir sorun yaşamayacakları konusunda son derece emin durumdadırlar.

Politik ve ekonomik bağımlılık, ülke düzeyinde de kendi bağımlılarını yaratmakta hiçbir sorun yaşamamış; geçmişin demokrasi açısından sancılı dönemlerinde, demokrasiye ara verildiği dönemlerde ve elbette darbe dönemlerinde dahi görülmemiş şiddette kişi hak ve hürriyetleri ayaklar altına alınmış; adalet sistemi tam anlamıyla iğfal edilmiş; politika ve siyaset bir çözüm üretme aracından çok kendi çaresizliğini, kendi yozlaşmışlığını, kendi çözümsüzlüğünü sürekli olarak yeniden üreten, yoksulluk ve yoksunluk arasına hapsedilmiş kitlelerin, bizatihi siyasi iktidarlar eliyle yaratılan sadaka kültürünün sürdürülebilirliğini tescil etmekten öte başkaca bir amaca hizmet etmeyen, yozlaşmışlığı ve bittabi yolsuzlukları aklama aracına indirgenmiş; emek ve alınteri değersizleştirilmiş, iş sağlığı ve güvenliği bizatihi kamu tarafından gözden çıkartılmış, hemen her ay adeta alın yazısıymışçasına, hakmışçasına işçilerini diri diri toprağa gömen ve bunu “işin fıtratı” sözleri altında neredeyse vakayı adiyeden hale getirerek, önemsizleştiren, değersizleştiren ve maalesef giderek kanıksatan, daha çok kazanmak adına hiçbir değeri, yaşam hakkını dahi tanımayan anlayış, tüm ülke düzeyinde tartışmasız şekilde hükümdar olmuş; hükümranlığını kaçaklığı mahkemeden tescilli bin odalı ışıltılı köşklerin yaldızlı ihtişamı içinde, her türlü yasa ve hukuk tanımazlığın arşa kadar uzanmışlığında, büyük bir şaşa ve debdebe içinde sürdürür hale gelmiştir.

Değerli Arkadaşlarım;

Kişiler gelip geçicidir. Baki kalan ise kurumlardır, ülkelerdir ve anlayışlardır. Memleket için gerçek felaket odur ki; her türlü hak tanımazlık, hukuk tanımazlık, güçlü olanın kendi adaletini dayatmasının adeta sıradanlaşarak, adeta normalleşerek bir zaman sonra yerleşik bir anlayış haline gelmesidir.

İşte bu nedenledir ki; bataklıktan adeta bir cennet yaratarak onu başkent yapanlar, dünya durdukça bu cenneti yozlaşmışlığın cehennemine devşirecek kadar gözü dönmüş bu kifayetsiz muhterisleri Hak önünde de, Halk önünde de her zaman tarih sahnesinden silecekler; onurun ve erdemin cisimleşmiş timsali olacaklardır.

Değerli Arkadaşlar;

İşte bu yüzden bizler buradayız. Ülkemize ve milletimize sahip çıkmak için buradayız. Cumhuriyete ve Atatürk’e, demokrasiye inandığımız için buradayız. Hakkın ve emeğin gücü için, alınterimiz için buradayız. İnsanca yaşam koşulları için, adaletli bir ücret düzeyi için buradayız. Baskılara boyun eğmediğimiz için buradayız. Haksız, hukuksuz ithamlarla, iftiralarla, iddialarla mücadele etmek için buradayız. Adaletsiz ve hukuksuz olarak sürgün edilen, ailelerinden, eşlerinden, çocuklarından kopartılan memurlarımızın, emeğinin karşılığını alamayan, yoksulluk sınırında yaşayan emekçi kardeşimizin, kaderleri amirlerinin müdürlerinin iki dudağının arasındaki çalışanlarımızın, sudan bahanelerle disiplin cezaları yağdırılan, görev yerleri değiştirilen, siyasi-ideolojik-etnik ya da dini nedenlerle türlü baskıya maruz kalan, psikolojik tacizlerle karşı karşıya kalan kamu emekçilerinin hakkı için hukuku için buradayız.

Değerli Arkadaşlarım;

Konfederasyonumuzun 3. Olağan Genel Kurulunun yapıldığı bugün; Konfederasyonumuz yaklaşık 50 bin kamu emekçisinin hak ve emek mücadelesine omuz veren büyük bir ailedir.

Aileleri ile birlikte yaklaşık 200 bin vatandaşımızın aydınlık bir Türkiye için tercihi olan Konfederasyonumuzun ulaştığı noktayı, bugünün karanlık ortamında dahi, her türlü baskının uygulandığı, sürgünlerle psikolojik tacizlerle, hatta memuriyetten çıkarılma tehdidi altında görev yapan kamu emekçileri adına bir başarı olarak göremeyiz. Tüm iyiniyetli çabalarımızın, bütün özverili çalışmalarımızın karşılığı kamu emekçileri nezdinde halen ulaşılamamış bir hedefse, bu noktada daha fazla çalışmamız gerektiği, daha fazla özveride bulunmamız gerektiği, daha fazla kamu emekçisine ulaşmamız gerektiği kuşkusuzdur.

Geldiğimiz nokta şayet çalışmalarımızı, çabalarımızı yetersiz kılıyorsa 1 değil 3 saat, 5 saat çalışmalıyız. Konfederasyonumuz ve bağlı sendikalar; çok daha sistemli, çok daha örgütlü, çok daha etkin ve çok daha hızlı karar veren ve harekete geçen bir yapıya kavuşmalıdırlar.

Değerli Arkadaşlarım;

Güçlü bir konfederasyonun yolu güçlü sendikalardan geçer. Konfederasyon bir çatı örgüt olmakla, gücünü ve etkinliğini bağlı sendikaların gücü ve etkinliğinden almaktadır.

Güç ve etkinlik ise ancak emekle, alınteri ile, mücadele ile, azim ile, direnç ile, kararlılıkla, çalışmakla mümkündür. Mali yetersizlikler, ulaşım güçlükleri, zaman yetersizliği gibi sebepler sendikalarımız ve konfederasyonumuz için asla ama asla bir mazeret olamaz. Bu noktada bizlere, kamu emekçilerine, sendikalara ve konfederasyonumuza düşen ulaşılamamış hedeflere neden ulaşılamadığının tartışmaları ile zaman yitirmek, asla bu yapıda görmeyi arzu etmeyeceğimiz şahsi istikbal hevesleri, çıkar duygularını, sen ben kavgasını vermek değil; hedefleri ve sonuçları elbette irdeleyerek konulan hedefleri her türlü güçlüğe ve hatta imkânsızlığa karşın bitmek tükenmek bilmeyen bir azim ve adanmışlık içinde aşmak ve aşılacak yeni hedefleri ortaya koyabilmektir.

Bu dilek ve temennilerle hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyor, Olağan Genel Kurulumuzun hayırlı olmasını diliyorum.

Haydar ŞAHİNDOKUYUCU

Genel Başkan

Sosyal Medyada Paylaş :
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.