ataturk
BÜRO-İŞ

İktidar bu ülkede demokrasinin mi yoksa tiranlığın mı hüküm süreceğinin seçimini yapmalıdır!

İktidar bu ülkede demokrasinin mi yoksa tiranlığın mı hüküm süreceğinin seçimini yapmalıdır!

Ülke olarak yaşadığımız son birkaç gün ülkeyi yönetenlerin demokrasi anlayışının ne derece demokrasiye uygun olduğunu gözler önüne seren gelişmeler yaşanmıştır.

“Ben yaptım oldu”, “Karar verdik yapacağız” anlayışının toplumu ve ülkeyi hangi noktaya taşıdığı öncelikle ve özellikle bu ülkeyi yönetme iddiasında olanlar tarafından son derece akılcı ve mantık içinde değerlendirilmek zorundadır.

Yönetilenlerin tabi olduğu ama yöneticilerin bağışık olduğu bir hukuk düzeni veya demokratik anlayış yoktur. Bir hukuk devletinde herkesten önce yönetenler o hukuka ve demokratik bilince sahip olmalı ve buna uygun davranmalıdır.

Başta İstanbul olmak üzere, ülkenin dört bir yanında yaşananlar, halkı ikna etmek ve yapılması öngörülenin halk yararına olduğunu açıkça ortaya koymak çok daha basit, çok daha akılcı, çok daha mantıklı olduğu halde; halkı hiçe sayarak oldu bittiye getirilmek istenenler sadece bugünün değil son 10 yılın bir demokratik hoşnutsuzluk birikimidir.

Aradan geçen son 10 yılda, meclis çoğunluğuna güvenerek halkı açıkça hiçe sayan bir anlayışla, halkın 80 yıllık birikimi ve alınterinin ürünü olan kamu kurumları ve varlıkları yandaşlıktan başkaca bir vasfa sahip olmayan bir avuç sermayedara yok pahasına devredilmiş; dünyanın petrol kaynaklarına en yakın ülkesi olmamıza rağmen dünyanın en pahalı petrolünü kullanıyor olmak gibi bir garabet bu ülke insanına reva görülmüştür. Eli kanlı terör örgütü ile önce kapalı kapılar ardında sonra da milletin gözünün içine baka baka el sıkışanlar, bu gudubeti halka adeta yutturmak için ve tepkileri bastırmak için sözde barış sürecine akil insanlar denilen hangi vasfa sahip oldukları kamuoyunca malum bir kısım insanı ortalıkta öylece gezdirenler, bu sürecin ülkeyi barışa değil yokoluşa götürdüğünü söyleyenleri saçma sapan ithamlarla kamuoyu önünde şeytanlaştırmaya çalışanlar, kendilerinin dahi bilmediği bir süreci halkın gözünün içine baka baka savunanlar; kendi maaşlarına yaptıkları zamlar yanında vatandaşa, çalışana, emekçiye yüzde 2 zammı reva görenler, kanlı ortadoğu bataklığına figüran olmayı içlerine sindirip ülke içinde kendisini “ortadoğu fatihi” sananlar, Türkiye’yi bir rant cenneti haline getirerek sıcak ve kaynağı belirsiz paranın merkezi yapanlar, para, çıkar ve rant uğruna para ederi olan herşeyi ve her yeri şaşalı, sözde şeffaf ve soru işaretleri bırakan ihalelerde bir kısım sermayedara devredenler; 15 ay sonra ve nihayet verilen yargı kararının ardından dahi halkın sahibi olduğu Taksim Gezi Parkı’nı halka yasaklamak ve halka orantısız, düşmanca müdahalede bulunmak gibi bir vahim yanlışa daha imza atmışlardır.

Demokrasi ile yönetilen medeni ülkelerde halkın demokratik talep ve isteklerine biber gazı, plastik mermi ve tazyikli suyla cevap verilmez. Ortada bu ölçekte rahatsızlık mevcutsa o ülkeyi yönetenlere düşen yanlış bir karar vermiş olabilecekleri ve yeniden durumun incelenmesi ve değerlendirimesidir.

Ancak sanattan siyasete, spordan inşaat sektörüne, bilimden uzay teknolojisine, ekonomiden dış siyasete herşeyi bildiğini ve anladığını iddia eden, herhangi bir birikimi, liyakati, kariyeri olmaksızın kaynağı belirsiz bir özgüvenle herşeyi doğru yaptığını savunan yöneticilerin mevcudiyeti sözünü ettiğimiz demokrasi ile yönetilen medeni ülkelerde mümkün değildir.

Eleştirilere, tepkilere suyla, gazla hatta silahla cevap verilmesi, insanların panzerlerle tomalarla ezilmesi, polisin kendi halkına açıkça düşmanca tutumuna kol kanat gerilmesi ülkeyi ancak ve ancak kaos ortamına götürmektedir ve son yaşadığımız olaylar da aynı yönde gelişmiştir.

Bu ülkeyi yönetenler artık herşeyi çok iyi bildikleri ve çok iyi yaptıkları sanrısından kurtulmalıdırlar. Kanlı ortadoğu coğrafyasının bir figüranı olmaktan gurur duyan ve dünya liderliği havucunun peşinde kendi tabanına kendi propagandasını yapmaktan zoraki ve sahte bir kahraman yaratmak rüyasından uyanmalıdırlar. Halka ölçüsüz, düşmanca, kasten yaralamak ve öldürmek için saldıran tüm memurlar ile bu kanun dışı emirleri veren amir ve yöneticiler, bunlara talimat veren bürokratlar ve hatta bakanlar derhal görevden alınmalı ve derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.

Kendi halkına zulmeden bir iktidarın dayanağı halk iradesi olamaz. Kendi halkına zulmeden bir iktidarın, bir başka ülkenin iktidarına halkına zulmediyor serzenişinde bulunması da ciddiyetten yoksun, sadece gülünç olacaktır.

Unutulmamalıdır ki “hukukun bittiği yerde tiranlık başlar”.

Türkiye Cumhuriyeti; hukukun egemenliğine, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Türk halkı da demokrasiyi seçmiş ve içselleştirmiştir.

Siyasi iktidar da artık bu ülkede demokrasinin mi yoksa tiranlığın mı hüküm süreceğinin seçimini yapmalıdır.

Büro-İş Sendikası
Genel Başkanı
Haydar Şahindokuyucu

Sosyal Medyada Paylaş :
ETİKETLER:
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Time limit is exhausted. Please reload the CAPTCHA.